23 Ağustos 2012 Perşembe

Bir İtalyan Rüyası "Fiat 500"




       Güneş hem doğarken hem batarken güzeldir. İtalya,  güneşin güzelliğini aydınlattığı cennet, benim için rüya. Bu bir İtalya rüyası. Daracık sokakları, kayalıkların üzerine kurulmuş eşsiz manzarasıyla büyüleyen kasabaları, lezzetli yemekleri, tasarımın ve zarafetin baştan çıkaran birlikteliği kısaca yaşama sevinci ve tabi ki "Fiat 500". O, İtalya sokaklarında tüm dikkatleri üzerinde toplayan küçük, zarif kıvrımları olan, ufak tefek ama alımlı bir İtalyan. Zamana inat, yaşlandıkça güzelleşen ve alımlılığından hiç bir şey kaybetmeyen bir İtalyan güzeli. 1950'de çıktığı yolculuğu formunda değişimlere neden olsa dahi hala eski cazibesiyle dünya üzerinde etkisini koruyan bu sevimli aracı bilmemek, tanımamak, güzelliğinden etkilenmemek eksik kalmak demektir. Yola çıktığında dikkat çekici olmak isteyenlerin tercihi "Fiat 500" hayalimdeki araç olmaya devam edecek...




Türkiye : 37.300TL'den başlayan fiyatlarla.
İtalya : 11.850€'dan başlayan fiyatlarla.
USA: 15.500$'dan başlayan fiyatlarla.
UK: 9.960 £'dan başlayan fiyatlarla.
Hollanda: 11.995€'dan başlayan fiyatlarla
Almanya: 11.600€'dan başlayan fiyatlarla.
Fransa: 11.900€'dan başlayan fiyatlarla.
Yunanistan: 12.450€'dan başlayan fiyatlarla.
Portekiz: 14.075€'dan başlayan fiyatlarla.
İspanya: 9.950€'dan başlayan fiyatlarla.
Polonya: 39.990PLN yaklaşık olarak 10.000€'dan başlayan fiyatlarla.
Japonya:1.950.000 JPY yaklaşık olarak 20.000€'dan başlayan fiyatlarla.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

SAHİL BALIKÇILIK


  Avcılar trafik işkencesini atlattıktan hemen sonra yol açılır ve bir bakarsınız ki “Kumburgaz”dasınız. Önce vay iki günlüğüne de olsa kendimi Akdeniz kasabalarından birinde gibi hissediyorum dersiniz, ta ki denizi görene kadar. Ya da kaldığınız otelde havuz başında düğün vardır bla bla bla… Neyse Kumburgaz özetle görüntü itibariyle güzel, tatil için iğrenç bir yermiş bunu altyazı olarak belirtmek isterim. Gelelim asıl konumuza, yani E-5 kenarında konumlanmış  küçük aile işletmesi bir balıkçıya. Sahil balıkçılık bir aile işletmesi, bütün aile bir fiil lokanta içerisinde çalışıyor. O kadar sıcak insanlar ki daha siparişleri vermeden bakışlarıyla içiniz ısınıyor. Yemekler ayrı leziz! Eğer Kumburgaz’ın o iğrenç yosun dolu denizi, hizmet konusunda beş para etmeyen adı büyük otelini görmezden gelirsek bu balıkçı dişe dokunur tek bahane olabilir benim için. Lüks düşkünü, ay ben böyle ayak altı bir yerde yemek yemem diyen, burnu havada, ne oldum delisi bir insansanız buradan uzak durun; fakat ben salaş ve sıcak ortamları severim, yemekte güzelse benim kalbimi fetheder diyorsanız Kumburgaz’a gelmişken burayı kaçırmayın derim ben.

Q: Her şey hoş güzel; fakat yenmiş yemeklerin fotoğrafını niye çektin.
V: Ne yani o leziz yemeklerin önce fotoğrafını çekip sonra mı yeseydim.
Q: Evet.
V: Benim alnımda enayi mi yazıyor?
Q: Hayır.
V: Aldın sen cevabı
Q: Bence hala senin salaklığın bu!

16 Haziran 2012 Cumartesi

Ah Güzel Sorrento




Aradan çok zaman geçmedi; fakat ben yinede özledim Sorrento'yu. Leziz yemekleri, her adımda her üründe karşımıza çıkan limonu, özlemek için havası bile yeterli olur kanımca. Hayatımda ilk kez tavşan eti yediğim ve şu anda vicdan azabı çekmeme neden olan deneyim bile bu durumu değiştirmiyor. İtalya sınırları içerisinde yediğim en iyi ikinci makarna ve yediğim kesinlikle açık ara farkla en iyi limonlu dondurma. Daracık sokakları, dağ (ya da tepe ayırt edemedim şimdi) yamaçlarına yapılmış sevimli evleri, heykellerle süslenmiş parkı.  Küçücük balkonunda oturup palmiye manzarasını izlediğim, sevimli otel ve sahibi. Evet ülkem sınırları içerisinde Çeşme, Alaçatı gibi yerler dururken ne gerek var Sorrento'ya diyebilirsiniz; ama var. Sırf o italyan tarzının tatil beldesi kavramına kattığı tat için dahi gerek var Sorrento'ya.  Sonbahar gibi İtalya'nın en güzel olduğu bir zaman diliminde gittiğim için sokaklarında huzur bulduğum küçük bir anı benim için, sadece anı olarak kalmamasını hayal ediyorum şimdilik.
Q
Herşey turistik burada da yahu.
V
Eee, parayı veren düdüğü çalıyor ne de olsa.
Q
Öyle olsa da, kendine has havasından hiçbir şey kaybetmemiş.
V
Ben fazla sıradan buldum burayı.
Q
Bende sokakşarında bisiklet sürdüğüm, iki katlı küçük evimde yaşadığım. Öğleden sonra denize gidip, geldiğim bir yaşlılık hayaliyle aşık oldum buraya.
V
Bende aynı hayali çocukluğumda olsaydı keşke diye kuruyordum.
Q
Tam ortada karşılaşmışız demektir bu, bundan sonra uzaklaşma dönemine gireceğimizin kanıtıdır bu.
V
Laga luga yapma bana. Git şuradan bir limonlu dondurma al yiyelim.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Mucize Lezzetler







Yemek tarifleriyle sanat eserleri çıkaran kadın. 

Neden bu program hakkında yazmayı tercih ettim bilmiyorum. Dahası neden tam format değişikliğine gitmeyi planladığım düşüncelerin üzerinden geçen bir kaç günün ardından, tavsiye etmek için bir tv programını; özellikle bir yemek programını seçtim hiç bilmiyorum.  Yemek yapmayan biri olarak neden yemek programı izlediğim ise büyük bir muamma. Fakat şundan kesinlikle eminim ki Refika Birgül bir sanatçı. Yemek tariflerini hatta lezzetlerini geçtim. Aslında günlük yaşamda kullandığımız,  çoğu zaman kenara attığımız malzemeleri sunum için kullanan. Renkleri birbirleriyle ahenkli bir biçimde harmanlayan bir usta. (Hani sanatçıydı, ustalık nerden çıktı diyenlere:  Evet her sanatçı bir ustadır benim gözümde. ) Yaptığı yemekler lezzetli veya değil bilemiyorum; fakat  kesinlikle programın sonunda yemekler yendiği zaman içim gidiyor. O estetik görüntüyü bozmaya nasıl kıyıyorsunuz be diye bağırmak istiyorum tabi bir diğer yandan da hak vermeden edemiyorum.  Peki şimdi durup düşündüğümde Refika Birgül'ün reklamını kim yaptı, ben görmedim. Bir kitabı vardı görmüştüm (gerçi kitap bastırabilmek mucize şu dönemde o ayrı bir konu), peki başka? İşte burada da ayrı bir beceri mevcut fark edilebilir olmak. İngilizlerin Jamie'si varsa, artık bizimde REFİKA'mız  var.

Q: Olum neden yemek programı izliyorsun, açta haberlere bakalım.
C: Burası zaten haber kanalı az beklersen izlersin.
Q: E, bu yemekleri yapan kadın Kıbrıslıymış.
C: N'oldu ilgini mi çekmeye başladı.
Q: Hayır, neden şivesi yok diye şaşırdım.
C: Mantığa bak! Sende Karadenizlisin sende neden şive yok?
Q: Doğru. Karnımı acıktırdın, cezalısın git bana sandviç yap.
C: Bir sus ya.
Q: Hıı zaten dünya meselesi dönüyor dimi orada. Sanki bir kere yemek yapmışlığın var da, kadın gibi oturmuş yemek programı izliyorsun.
C: Aşçıların çoğu erkek biliyorsun değl mi, geyiğine girmeyeceğim seninle.
Q: Neyse sustum otur izle.
C: Ya sabır.
Bir süre sonra.
Q: Acaba bekar mıdır?
C: Yuh, bakış açısına bak.
Q: Espri yaptım be, ne kızıyorsun. Yemekler çok güzel gözüküyor baksana. Ohhh mis gibi yediler bile.
C: Yani bir program zevkim var, onun da içine taş koydun. Ayrıca espri olmasa ne olur sen hiç sanatçının, odun severini gördün mü?


                       http://www.mucizelezzetler.com/
             
                       www.idefix.com

 

17 Mayıs 2012 Perşembe

Külhanbeyi Müzikali



Q:  Gelecek sene bu oyunu izleyemeyecek miyiz şimdi biz?
Z: Oynanır, oynanır merak etme.
Q: Eğer oynanmazsa izlemeyenler için büyük kayıp.
Z: Onlarında çok umurundaydı ya zaten.
Q: Olmalı. Zamanında Aşk hastası diye bir oyun vardı, bilirmisin?
Z: Hayır.
Q: İşte bence bu yüzden çok şey kaçırmışsın demektir. Eğer ben bu oyunu izlememiş olsaydım işte o zaman ben çok şey kaçırmış olacaktım.
Z: Gelecek sene oyun oynamazsa o çarıkları satarlar mı acaba?
Q: Kasap, koyun ilişkisine yeni bir boyut kattığını söyleye bilirim şu anda.
Z: Ne var ya gözüm kaldı.
Q: Oyunun sonunda söylenen "Biz bize benzeriz" cuk diye bir ses çıkardı duydun mu?
Z: Haha çok espritüelsin canım be.
Q: Oyunculara ne demeli, fesi çıkarınca keli görünen abi gayet iyiydi. Bence Bakırköy belediye tiyatrosu için şahane bir oyuncu ki Aklı Havada oyununda da gayet başarılı bir iş çıkarmıştı.
Z: Valla benim favorim neydi şu dangalak katibin adı yahu.
Q: Anladım şu gözlüklü olanı diyorsun. Sahi neydi.
Z: Duyanda oyunu izleyeli bir ay oldu sanacak şimdi  çıktık be oyundan.
Q: Münir Rüştü Bey.
Z: Bingo! İşte ben ona bayıldım.
Q: Dekor, özellikle müzik  ve kostüm. Ah birde boğulmasaydık o sis bulutunda. Yok yok usta işi bir oyundu.
Z: Yine gelelim, seneye yine gelelim.
Q: Aman biz bize benzemeyelim de geliriz üstadım, yine geliriz...           



8 Mayıs 2012 Salı

24 Saatin var! "DÖRDÜNCÜ BRIEF"

DÖRDÜNCÜ BRIEF :

Digiturk Erotik Paket - 6 Ay HD hediyeli

Erkeklere yönelik bu kampanyada erotik paket satmanı bekliyoruz.
Fırlama ama okuyanı rahatsız etmeyecek bir çalışma olsun.
Ayrıca, genel olarak Digiturk'te içeriğin zenginliği ve niteliği üzerine gidiyoruz. Çünkü bu, bizi rakiplerden ayrıştıran en büyük kozumuz.
Özetle: "Kaliteli içerik. Üstelik 6 ay HD kalitesiyle!"

İş kalemleri:
1. Digiturk üyelerine mailing
2. Erkek ve spor sitelerine banner çalışması


ELİMİZDEKİ İMKANLAR SINIRLI 24 SAAT İÇİNDE İŞE YARAR TEK PROGRAM PAİNT OLUYOR BÖYLECE.









DN : Bu yazıda (24 saatin var!) geçenler hayal ürünü olup, bir ajansın ön görüşme briefleri için 24 saatte hazırlamam istenen eski çalışmalardır. Adı geçen Markalar ve Ajanslar ile hiçbir ilgisi yoktur. Ayrıca fotoğraftaki hanımefendi 24 saat içerisinde bulabildiğim tek şuh kadındır. Kendisini tanımam, konuyla alakası yoktur. Markayla ve erotizmle hiç mi hiç alakası yoktur. (DİKKAT)

24 Saatin var! "ÜÇÜNCÜ BRIEF"

ÜÇÜNCÜ BRIEF :

Atlasjet İran (Tahran) seferlerine başladı. Yapacağın çalışma hem bu uçuşların duyurusu niteliğinde, hem de bu seferlerdeki jetmil kazanımını duyurmak amacı ile yapılıyor.

İş kalemleri:
1. Jetmil üyelerine mailing 
2. Atlasjet.com için banner çalışması
3. Jetmil.com için banner çalışması


ELİMİZDEKİ İMKANLAR SINIRLI 24 SAAT İÇİNDE İŞE YARAR TEK PROGRAM PAİNT OLUYOR BÖYLECE.









 
DN : Bu yazıda (24 saatin var!) geçenler hayal ürünü olup, bir ajansın ön görüşme briefleri için 24 saatte hazırlamam istenen eski çalışmalardır. Adı geçen Markalar ve Ajanslar ile hiçbir ilgisi yoktur.

24 Saatin var! "İKİNCİ BRIEF"

İKİNCİ BRIEF :
''Akbank çalışanlarına House Cafe'de %10 indirim''
Akbank, çalışanlarına jest olarak House Cafe'de yiyecekleri yemeklerde %10 indirim olanağı sağlıyor. Senden bunu Akbank çalışanlarına duyurmak için bir mailing bekliyoruz.


ELİMİZDEKİ İMKANLAR SINIRLI 24 SAAT İÇİNDE İŞE YARAR TEK PROGRAM PAİNT OLUYOR BÖYLECE. 









DN : Bu yazıda (24 saatin var!) geçenler hayal ürünü olup, bir ajansın ön görüşme briefleri için 24 saatte hazırlamam istenen eski çalışmalardır. Adı geçen Markalar ve Ajanslar ile hiçbir ilgisi yoktur.

24 Saatin var! "İLK BRIEF"

İLK BRIEF:

Dacia Logan MCV Ramazan Satış Kampanyası
Ticari araç segmentinde yer alan Logan MCV için; Ramazan boyunca sürecek, satışları arttırmaya yönelik kampanya istiyoruz.

DACİA LOGAN MCV RAMAZAN SATIŞ KAMPANYASI.
ÜRÜN: Dacia Logan MCV
SÜRE : Ramazan ayı boyunca.




FİRMA TANITIM YAZISI : Logan MCV, çok yönlü kullanım olanağını en üst seviyede sağlamak ve gerek yolcularınız, gerekse eşyalarınız için bütün ihtiyaçlarınızı karşılamak amacıyla 5 ve 7 koltuklu versiyonlar halinde sunuluyor. İşlevsel sırtlıklar ihtiyaçlarınıza göre 7 koltuklu versiyondan 5 veya 2 koltuklu versiyona son derece kolaylıkla geçmenize olanak veriyor.  Logan MCV bagajına erişim, alçak yükleme eşiği ve 2 asimetrik kapı (1/3-2/3) ile kolaylaştırıldı. Logan MCV en uygun fiyata 7 koltuğa kadar genişleyebilen çok yönlü bir araç sunuyor.

AMAÇ : Kampanyayı reklam filmi; slogan ve aktivitelerle desteklemek.








REKLAM FİLMİ ÖNERİSİ -1
Sultanahmet'e iftara gidecek olan bir aile, evin reisinin gelmesiyle kısa sürede Logan MCV'nin içine doluşur. Yanlarına neredeyse oturacakları sandalyeleri bile almışlardır. Aile Logan MCV'nin içine doluştuktan sonra hızla Sultanahmet'e varırlar. Arabadan iner inmez ezan sesi duyulur. İftar saati gelmiştir.

AMAÇ : Ramazanda tüm aile manevi bir gelenek olan Sultanahmet'e giderek iftar yapacaktır, Logan MCV o kadar geniştir ki ailenin tamamını, hatta bir sürü iftariyeyi de rahatlıkla arabalarına sığdıra bilmişlerdir. Böylece, İş arabası olarak kullanılan Logan MCV geniş bir aile arabasına dönüşmüştür.

SLOGAN : Bu ramazan tüm aile iftarda bir arada.
                  Dacia Logan MCV çok uygun fiyatlarıyla bu ramazan evde kimse kalmayacak.
                  İşine ve Ailesine bağlı erkeklerin otomobili.
                  Geniş ailelerin otomobili.
                  Yeni Dacia Logan MCV ile eski ramazanlar yeniden canlanıyor.

AKTİVİTE :  Sultanahmet ve Feshane gibi halkın yoğun gittiği ve ramazan ruhunun yaşandığı yerlere birer Dacia Logan MCV konularak, vatandaşlara AİLE FOTOĞRAFI çekilmek ister misiniz diye sorulacak. Böylece, ailelerin aracın içine girmesi sağlanarak Logan MCV'nin daha yakından incelemesine olanak tanınmış olacak.






REKLAM FİLMİ ÖNERİSİ -2
Sebze halinde kamyona yükleme yapılmaktadır, fakat kamyon tamamıyla dolmuştur.  Genç elemanlardan biri kamyonun gidip tekrar dönmesi mümkün değil hayatta yetiştiremeyiz bu malları iftardan önce der. Usta'nın aklına Logan MCV'nin gelmesiyle işlevsel  sırtlar sökülerek mallar  yüklenir, böylece mallar zamanında yerine teslim edilir. Usta evine döner ve iftarda sofrasındaki yerini alır.
AMAÇ :  Bu reklam ile Logan MCV'nin bir iş arabası olarak işlevselliği vurgulanarak, ramazandaki zaman trafiğinden kar edileceği düşüncesi hedeflenmektedir.
SLOGAN : Dacia Logan MCV ile geç kalmak imkansız.
                  Dacia Logan MCV hem işte, hem evde en büyük destekçiniz.
                  Bu araca daha kaç kişi sığabilir ki, demeyin.
                  Hem zamandan, hem paradan kar edin.
AKTİVİTE :  Logan MCV içine yerleştirilmiş bir deve görseli,( büyük meydanlardan birinde) altında Logan MCV ile yolculuk çok rahattı sloganı kullanılarak sergilenir. Aracın büyüklüğü içine binmiş gibi gösterilen deve ile vurgulanırAyrıca, Logan MCV ve bir deve yan yana bu afişin çevresinde sergilenir vatandaşların araç ile fiziksel temasta bulunması sağlanır.


DN : Bu yazıda (24 saatin var!) geçenler hayal ürünü olup, bir ajansın ön görüşme briefleri için 24 saatte hazırlamam istenen eski çalışmalardır. Marka ve Ajanslar ile hiçbir ilgisi yoktur.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Tarihi Vefa Bozacısı




İÇ                                                TARİHİ VEFA BOZACISI                                              GÜN

Genel Ç.

Kamera duvara yaslı dükkanın arkasından başlayan oturma yerlerinden kapıya doğru kayar. Akış sırasında bir kaç kişinin kendi halinde boza içip sohbet ettiklerini görürüz.

Bel Ç.

Kamera tam kapıya geldiği sırada içeri oldukça şık giyimli bir beyefendi girer koltuğunun altında gazetesi vardır. Bir bardak boza alarak en köşedeki oturma yerine doğru yönelir. Kamera Adamla birlikte oturma yerlerine doğru ilerlerken yine tam kapının önünde durur. İçeri Kulakları küpeli suratının bazı yerlerinde piercingler olan, saçları pembe, üzerinde yırtık deri kıyafetler olan bir genç elinde bir poşet ve leblebi ile girer. Genç adam kasadaki görevliye elindeki poşette olan şişeyi uzatır, bir boza alır ve oturma yerlerine doğru yönelir.

Genel Ç.

Kamera genç adamı izler ve genç adam tamda o takım elbiseli adamın oturduğu köşenin diğer koluna oturur, kamerada tam karşılarına sabitlenir. Bu durumdan rahatsızlık duyan takım elbiseli adam hafif yan dönerek diğer köşeye doğru elinde dörde katladığı gazetesindeki bulmacasına gömülür. Genç adam masadaki leblebinin devrildiğini duyar. Takım elbiseli adam, suratına bile bakmadan gayet rahat leblebiye elini daldırıp ağzına götürür ve masadaki bozasından bir yudum içer masaya geri bırakır. Genç adam şaşkın bakışlarla izler tüm olanları. Ardından hemen leblebinin içinden bir avuç alıp bozasının içine atıp hızlıca kaşıklar. Takım elbiseli adam şaşkınlık içindedir sinirli bir şekilde leblebi paketinin içine elini sokar ve bir avuç alır ağzına atar, tekrar bozasını yudumlayarak leblebilerini yer. Genç adam bir avuç daha leblebi alır ve yemeye devam eder bir taraftan takım elbiseli adama kötü kötü bakmaktadır. Takım elbiseli adam paketi eline alır ve dipteki leblebileri de alarak masaya geri bırakır. Genç adam paketi hızla masadan alır ve içine elini soktuğunda leblebinin bitmiş olduğunu fark eder. sinirli bir şekilde paketi masanın üzerine atar.

Boy Ç./ Bel Ç.

Kamera geriler, Genç adam adam ayağa kalkıp kasaya yönelir. Az önce bıraktığı boza şişesini alırken kasadaki görevli tezgahta unuttuğu leblebi paketini gösterir. leblebileri eline alıp arkasındaki takım elbiseli adama doğru bakar ve masaya doğru ilerleyip gülümseyerek leblebi paketini adamın önüne bırakır ve çıkar.
Ekran kararır.

18 Nisan 2012 Çarşamba

YIL 2012 VE SANATIN İDAM FERMANI İMZALANDI!





Q: Evet çocuklar bir zamanlar Şehir Tiyatroları sanat merkeziydi.  Her sene oyunlar hazırlanır, özenle sahnelenirdi. 98 yıllık bir geçmişi vardı. Derken bir adam çıkageldi ve tiyatro dediğin demokratik olmalı dedi. Hatta tiyatro halkın isteklerini karşılamalı bile dedi. Sonra bir baktık sanat gitmiş, bir daha baktık oyunlar gitmiş, bir daha baktık ki tiyatro gitmiş. Geriye sadece lale bahçeleri;  lale bahçelerinde gezen huriler ve onları kovalayan nuriler, ilahi boyuta ermiş dindar karakterler gelmiş. Anlayacağınız çocuklar bu ülkede sanat yok edilerek, halk istiyor yalanına sığınılarak yeni alışkanlıklar meydana getirilmiş. Bugün size sanat nedir diye anlatmak isterdim fakat sanat tarihi kitapları kısa bir süre önce toplanıp yakıldı. Size neden düşünmek yasak diye açıklama yapmak isterdim ama bu konu hakkında açıklama yapmak dahi suç sayılıyor. Size çevrenizdeki odunlara bakmayın kendini sanatınızı yaratın demek isterdim; fakat ben zamanında odunlara baka baka odunlaştım.  Şimdi sizden özür dilemek istiyorum ama bunun bir telafisi olacağını sanmıyorum.  Ülkenizi affedin çocuklar...

14 Nisan 2012 Cumartesi

YETMEZ!

Deprem Vergisi Ödedik paralar yol yapımına gitmiş! Yine ödedik sms lerle!
Benzin dünya zirvesi yaptı, pompaya devam.
Doğalgaz, Elektrik zam manyağı oldu.
Protesto etmek, karşı çıkmak suç oldu.
Ülke açık hava hapishanesi oldu içeri girmeyene kız vermiyorlar artık!
SGK yeşil kartı kaldırıp işsizleri borç içine sokarak ceplerindeki son kuruşa kadar almaya meyletti, başarılı!
Hastanelerden, ispark'a kadar her yer satılmaya devam ediliyor.
Emek sinaması yok edildi. Akm ucube denerek yok sayıldı.
Gezi parkı ticaret amaçlı yok edilecek iken, yeşil hasreti olan büroklar Modern İstanbul'u yıkıp yeşil alan yapmaya karar verdi.
Kitaplar müstehcen bulundu, çevirmenler tutuklandı. Yılların Huysuz Virgin'i bile sansür süzgecinden geçirildi.
Sesini çıkaran gazeteciler ya tutuklandı, ya kovulmaları sağlandı.
Gazeteler okunmayacak hale gelerek, yalakalık peşine düştüler.
Heykeller yıkıldı. (Bkz. Afganistan)
Ülke Polis ülkesi oldu. Polise sığınmaktan korkar olduk.
Eğitim ne hale geldi dilim bile varmıyor.
Ahlaklı ve vicdan sahibi birey yetiştirmeyi dindar birey yetiştirmeye tercih eder olduk.
Bazı çetelerin elinde dolaşan sınav soruları çoktan unutuldu, çalınan kimin geleceğiydi pardon?
Okumuş olmak ne demek, içi çoktan boşaldı!
SAYARAK BİTİREMEYECEĞİM.
ŞİMDİ SIRA ŞEHİR TİYATROLARINA GELDİ, 98 YILDIR HALKIN TEK SANAT KAYNAĞINI YOK ETMEK İSTİYORLAR. ÇÜNKÜ KORKUYORLAR...
YETMAZ AMA EVET DİYEN HERKESE SONSUZ TEŞEKKÜRLER ONLAR DA YETMEZ AMA DEVAM EDİYORUZ DİYORLAR SAYEMİZDE.

11 Nisan 2012 Çarşamba

Modern Sanatla İmtihan



GÜN-DIŞ                                                    
Q , çimlerin üzerinde uzanmaktadır.( Kamera güneşlenmekte olan Q'nun etrafında döner).  Aniden gölgelerin güneşi kapatmasıyla (kamera tepeden gölgelerin Q'nun suratına düşüşünü izler),Q  (kameraya karşı )gözlerini açar ve İstanbul Modern'in tavanından sarkan kitaplarla burun buruna gelir. Korkmuştur, geri  geri  kaçtıkça kitaplar bir yağmur bulutu gibi (kamerayla birlikte) onu takip eder.  Yüzünü çimene dönmesiyle (kamera yerde yüz üstü yatan Q'yu çeker.), çimlerin içerisinde yok olması bir olur.
(Ekranda yazı belirir.)
Yüzümü çimlere gömmeyeceğim!

23 Mart 2012 Cuma

American Horror Story


Q : Çocukken gece yarısına kadar bekleyip, korku filmleri izlerdim. Hep sevmişimdir böyle filmleri nedendir bilmem.  American Horror Story ile karşılaştığımda amacım sadece göz atmaktı, ardından o korkunç tipli ikizleri görüp izlemeye karar verdim. Bırakayım bu sıkıcı mevzuları sadede geleyim değil mi? Eğer korku filmleri ile büyüdüyseniz, kocaman bir evin bodrumu sizi ekrandan bile ürküttüyse, acaba bizim evimizde de hayaletler var mı dediyseniz, Doğacak bir bebeğin dünyanın sonunu getirceği korkusuyla yeni doğmuş bebeklere hep şüpheyle yaklaştıysanız, Kavanoz içine sıkıştırılan ceninleri uzaylı bir yaratığa dönüşecek sandıysanız.  Kısacası çocukluğunuz seksen ve doksanlarda geçmiş ve siz bir korku filmi fanatiğiyseniz. İşte aradığınız şey tam da burada. American Horror Story'i izlerken korkularınız ya da gerilimleriniz çocukluğunuzdaki kadar canlı olmuyor belki ama geçmişteki zevkle izlediğiniz o güzelim filmlere bir saygı duruşunda bulunuyor. Asla dalga geçmeyen, işini gayet ciddi ve o dönemlerin atmosferi içerisinde başaran dizi benim bu seneki favorilerimden. Zaten kim o hizmetçiye karşı koyabilir ki.
L : Deli misin lan? Ne kendi kendine konuşup duruyorsun.
Q : Yoo ben konuşmuyordum ki.
L : Deminden beri bir şeyler  anlatıp duruyorsun ya.
Q : Sen iyi misin? Ben daha şimdi girdim kapıdan.
L : Sen iyice delirmeye başladın.
Q : Gerçekten şimdi girdim, kapıyı annen açtı istersen ona sor. Dinlenmek ister misin? Bugünlerde çok yordun kendini, bir uyku hapı alıp uyu biraz istersen.
L : Sanırım, dinlensem iyi olacak.
Q : Unutma, bu gece Cadılar bayramı tüm ruhlar etrafta özgürce geziniyor olacak. Akşam gelip seni alırım.
L : İyide biz cadılar bayramı kutlamayız ki.
(Q'nun gözleri parıldar ve L'nin arkasından sinsice gülümser.)
  

21 Mart 2012 Çarşamba

Napoli'de Aşk. (Pizzeria Gino Sorbillo)



Q: Lonely Planet öneriyor bak buraya gidelim Via dei Tribunali 32 diyor adres için.
L :Tamam gidelim Napoli'ye gelinir de pizza yemeden dönülür mü?
Q : Ha bak şurası galiba.
L : Yok oranın adı Sorbillo.
Q : Tamam işte bizimki de Sorbillo değil mi?
L : Hayır Gino sorbillo, hem bak numarası 28 bizim aradığımız 32.
Q : Vayy, farketmesek gireceğiz baksana. Bunlar da Ankaralı işi yapmış, orada da her yer Aspava dolu.
L : Hadi girelim.
Q : Oha sıra numarası verdiler. Çıkın dışarda bekleyin çağıracağız dediler ama biz sadece pizza yiyecektik.
L : Burası sadece pizza satıyor zaten, bekleyeceğiz başka çare yok. Yemeden dönmem hayatta.
Q : Neyse bak bizim numarayı çağırıyorlar hadi girelim.
L : Margarita tabiki.
Q: Kendimden geçiyorum şu anda.
L : Bugüne kadar yediğim istisnasız en iyi pizza.
Q : Bu adamlar aşmış, ne var bunu içinde böyle.
L : Bundan böyle Napoli benim için Gino'dan ibaret.
Q : Aşçıyı mı kaçırsak acaba.
L : Bence burada işe girelim.
Q : Yumurta bile kıramıyorsun, pizzacıda ne işin olacak senin be.
L : Şimdi biz bu devasa pizza için 3.5 € mu ödeyeceğiz.
Q: Öldük ve cennete düştük.
L : Bir daha Napoli, bir daha, bir daha...
Q: Une notte a Napoli lalalalalala
L : Pizza ile kafayı bulan ilk insanlarız biz.

19 Mart 2012 Pazartesi

Tehlikeli İlişkiler


         
Q : Ben bu oyunu yıllar önce daha küçük bir genç adayı iken film olarak izlemiştim.
L : Evet bende hatırlar gibiyim ama o günümüzde geçiyordu ve gençlik filmiydi değil mi?
Q : Evet, evet o. Hatırlıyor musun? Müzikleri de çok iyiydi.
L : Ben bu oyunu daha fazla beğendim.
Q :Canım tiyatro ile sinemayı karşılaştıracak değiliz ya.
L : Başrol kadın oyuncu harikalar yarattı, tanıyor muydun önceden?
Q : Hayır ilk kez gördüm; fakat keşke tanısaymışım.
L : Eski dönemlerde de gayet iyi oyunlarda rol almış aslında. Mesela Kafkas Tebeşir Dairesi ya da Sersem Kocanın Kurnaz Karısı gibi...
Q : Yakın takibe almak lazım, televizyoncularda kör galiba böyle bir kadını nasıl gözden kaçırmışlarsa artık.
L : Asıl yönetmenlik harikaydı, sahne kullanımından tut dekora kadar. Dahice tasarlanmış bir yapım izledik. Vallahi bravo, tiyatro diye saçma sapan komedilerin yutturulduğu şu dönemde iyi ki var dedirttiler bana, Şehit tiyatroları için.
Q : Finaldeki düello sahnesinde bütün ışıklar gözüme vurdu; bakamadım bile. Sence o hata mı yoksa planlanmış bir şey miydi?
L : Bende anlamadım açıkçası.
Q : Erkek oyuncu çok iyi oynuyordu fakat daha cazibeli bir adam gerekliymiş bu oyun için.
L : Valla beni inandırdı.
Q : Kadın oyuncunun adı Şebnem Köstem miş. Acaba ne yiyiyordu oyunda, merak ettim bak .
L : Şanslı kadın izleyici ne ise kaptı ama bir güzel.
Q : Keşke sorsaydık.
L : Bak hiç kostüm güzeldi demiyorsun.
Q : Bu oyun için unuttuğum şeyler çok gidip görmeden anlaşılmaz.  Gördükten sonra da övmekle bitmez.

12 Mart 2012 Pazartesi

YANIK



Q: Bu oyunun filmi de varmış biliyor musun?
L : Hadi ya o zaman izleyelim.
Q: Devlet tiyatroları artık gözümde değerini kaybetmişti ki, birden vay be dedim beni haksız çıkarmışlar.
L : Ben oyunculukları pek beğenmedim açıkçası ama buna rağmen oldukça inandırıcıydı.
Q: Hiç sıkılmadım, duygulandım hatta şaşırdım ağzım açıkkaldı.
L: Kesinlikle çok başarılı bir senaryo.
Q: Bence senaryo ile bitmemiş. Dekor, müzik hatta sen aksini düşünsen dahi oyunculuklar da oldukça başarılıydı bana göre. Özellikle Emel Göksu döktürmüştü.
L: Evet bak o gerçekten başarılıydı.
Q: Ve şundan utandım ki yakın bir geçmişte yaşanan Lübnan iç savaşı hakkında hiç bir halt bilmiyorum.
L : Bu gerçek bir hikaye diyordu oyundaki bazı kişiler acaba doğru mu?
Q: Umarım değildir ve bu hikaye kimsenin başından geçmemiştir.
L : Bir daha gidelim.
Q : Bence filmini bulup birde oradan görelim hem de en kısa zamanda.

8 Mart 2012 Perşembe

Skins


Q : 7. sezon son sezonu olacakmış skins'in.
L : Bilmiyorum dizi mi?
Q : Duymadın mı, ingilizlerin gençleri anlattığı bir dizi.
L : İlk kez senden duyuyorum.
Q : Eğlenceliydi, en azından sürekli kafası güzel olan gençleri görmek farklı bir deneyimdi
L  : Ayrıca aile kavramı çok ilginçmiş İngiltere semalarında. 
Q : Parayı basıp kenara çekiliyorlar herhalde, ya da her durumda sevgili peşindeler.
L : Sapıtmışlar işte sende oturup izliyor musun yani.
Q : Aman ya, az yaşının adamı ol ya.
L : Neyse izlemediğim için çok şey kaybettim denemez o halde.
Q : Evet ama kaliteli bir işi gözardı etmiş oldun, gençlerin dünyalarını güllük gülistanlık gösterenlere inat çekilmiş bir diziye burun kıvırdın. Ciddiye almalıydın!!

6 Mart 2012 Salı

Sabırsızlık = Magnifica Presenza





Q: Ferzan Özpetek fazla söze gerek yok. Her filminde olduğu gibi bu filmide sabırsızlıkla bekliyorum. Ya ben bu adamı görüp iki kelime edememiş biriyim. Keşke Serra Yılmaz da olsaydı  o zaman siz beni düşünün artık. Yeter artık gelsin şu 30 Mart!!!!

22 Şubat 2012 Çarşamba

Evcilik


Q: İnsanları sapık diye yaftlamaya bayılırız, halbuki geçmişimizden gelen sapıkça geleneklerimiz var bizim. Daha çocukluğun ne olduğunu bilmediği halde evlendirlern kız çocukları ve onları alan çocuk yaşta erkekler veya babaları yaşındaki erkekler. Aslında her gün televizyonda izlediğimiz ve bazen insanları sömürüyorlar diye isyan ettiğimiz, küçük kurbanlar. Asla duygu sömürüsüne girişmeyen ve derdimiz var arkadaş bakma öyle diyecek kadar naif bir film. İf kapsamında gösterilen filmi umarım izlemesi gerekneler izler ve aslında ne olduklarını görürler. Umarım büyük bir Televizyon kanalı parasına kıyıp bu filmi alır ve Ana zaman dilimi içerisinde gösterir. Bu film ne sizden gişe, ne de şöhret bekliyor. Tek söylediği Derdimiz Var Arkadaş!

21 Şubat 2012 Salı

Aklı Havada




Q: Üstadım bu sahne, ışık, dekor olayı ne kadar da büyüleyici.
Z: İşini aşkla yapınca bir başka oluyor ama değil mi?
Q: Ama kız kulesi ile Galata kulesi birbirlerine dokunamasaydı daha güzel olmaz mıydı?
Z: Bence o Gazeteci çocuk olmasaydı daha güzel olurdu.
Q: Peki ya o kuklalar ne kadar güzel bir anlatımdı değil mi.
Z: Oyunu beğendik üstadım. Tez vakitte bir daha gidile.
Q: Devlet'e kapak olması ümidiyle, tüm emeği geçenleri saygıyla alkışlarım.