31 Mart 2013 Pazar

#longlivefashion









H&M'i  her geçen gün daha çok taktir ediyorum. Hem tasarımlarına olan ilgim hem fiyatlarının uygunluğu kısacası alışveriş demek açılışı H&M ile yapmak demek benim için. Peki H&M sadece alışveriş mi? Tabi ki hayır. Sosyal bilinçlendirme kampanyalarından tutun da, farklı derneklere olan desteklerine kadar aslında kocaman bir dünya H&M. Anlat anlat bitiremeyeceğim ve her adımlarını hayranlıkla izlediğim bir markayı neden konu aldığıma gelirsem eğer, açıklamaya başlayabilirim hemen. Geçenlerde yine H&M'de alışveriş yapıyordum, tam kasaya geldim ki kasada bir broşür.  Tabi mekan H&M olunca hemen karıştırmaya başladım broşürü ve bu yazıyı yazmama sebep olan şahane bir kampanyadan haberdar oldum. "Geri dönüşüm kampanyası" Bir poşet eski, yırtık kıyafetinizi seçili H&M mağazalarından birine bırakıyorsunuz. Böylece hem geri dönüşüme destek oluyor hem de verdiğiniz poşet başına 5TL hediye çeki alıyorsunuz. H&M'in duyarlılığının tüm markalara örnek olmasını diliyor, bu kampanyaya katılımınız canı gönülden bekliyorum.  Sevgiler, saygılar, hürmetler....


http://www.hm.com/tr/longlivefashion

24 Şubat 2013 Pazar

Fıccın: Beyoğlu'nda Çerkez Saltanatı


      Taksim civarında olduğum zamanlarda ne yesem acaba dediğim her anda, aklıma ilk gelen mekan. Fiyatları uygun, yemekleri lezzetli. Eee ne de olsa Çerkez kültüründen gelen insanların var ettiği bir mekan. Çerkez yemeklerini bilmeyen varsa eğer ilk iş buraya uğrasınlar. Beyoğlu'nda Kallavi sokakta,ki bence orası Çerkez sokağı, ev yemekleri yemek isteyenler için müthiş bir seçenek. Mezeleri , kızarmış peyniri, Çerkez çorbası derken finalde gelen muhallebili kadayıf... Şimdiden yeniden gitmek için sabırsızlanıyorum. Mezeler ortalama 6TL, ana Yemeklerin en pahalısı 20TL, Kızarmış peynir 4TL idi sanırım. Dediğim gibi insan küçük bir menüde her şeyi sipariş etmek ister mi? İstiyor...

DN: 1 kadeh şarabın 12TL olması hoş değil tabi ama  bu da malesef ülkemiz gerçeği...

Facebook: https://www.facebook.com/ficcin?fref=ts

Link: http://www.ficcin.com


16 Şubat 2013 Cumartesi

CROSLEY "Modası Geçmeyen Müzik Aleti"






Kimi insanlar alışkanlıklarından hiç vazgeçmezler. Kimileri elde ettikleri kaliteli zamanın değerliliğini kaybetmesine engel olmak isterler. Kimileri yeniliğe ayak uydurup eskiyi bir kenara kaldırırlar. Aslında bütün bu kişiler hep birbirlerini beslerler. Eski, yeninin oluşmasına neden olan temeldir. Yeniye geçenlerin geride bıraktıkları eskiyi sevenler için yenidirler. Hayat ya da insana dair her şey geçmiş ve gelecek arasında geçen kısımda yaşandığı gibi hayatımızda var olanlar da eski ve yeni olarak ayrıştırılıyorlar. İki tarafında memnun olduğu, iki tarafında mutlu ayrıldığı tek döngü bu beklentiler arasında gerçekleşiyor sanırım. Çok büyük şeylerden bahsetmeyeceğim size hala plaklarından vazgeçemeyen ya da son zamanlarda oldukça sık karşımıza çıkan eskiye meraklı insanların en gözde müzik aletinden bahsedeceğim: Plakçalar.
Plakçalarla ilgi tüm dünyada o kadar büyüdü ki, insan acaba eskiden bu kadar önemseniyor muydu diye düşünmeden edemiyor. Teknolojinin ilerlemesi kaset üretimini öldürürken plak üretimi hala devam ediyor. (Bu arada kaset biriktiren insanlar yok değil kim bilir belki ileride kaset çalarlarda çoğalmaya başlaya bilir.)Tabi geçmişte üretilen plakçalarların kullanılabilir durumda olanlarını bulmak artık çok güç; fakat her geçen gün meraklısı artan bu müzik aleti için beklentiler karşılanıyor. Ama nasıl, tabi ki yeni plakçalarla. Artık plakçalarda USB kablosu olan bilgisayara bağlana bilen müzik aletleri. Ama plakçalarları en cazip yapan özelliği vintage olması değil mi? İşte bu yazının asıl çıkış nokatası da bu! Türkiye'de satılmayan, satılıyorsa da benim bilmediğim bir marka plakçalarlara olan ilginin büyük kısmının vintage merakından kaynaklandığını keşfetmiş olacak ki yeni teknoloji ile donatılmış vintage görünümlü plakçalarları uygun fiyatlarla piyasaya sürmüş.Benim ilgimi çekmeyi başardılar, kalitesi nedir ne değildir bilmiyorum; fakat güzel göründüklerini kesinlikle söyleyebilirim. 


6 Şubat 2013 Çarşamba

David Beckham With H&M






          Reklam ve moda bir araya geldi mi en iyi işler burada ortaya çıkıyor. En son H&M'in yeni DB koleksiyonu için çektiği reklam filmi yayınlandı kamera arkasında kimilerinin Madonna'nın eski kocası olarak tanıdığı fakat hayatının hatasını yapmasaydı kanımca baba bir yönetmen olarak tanınacak olan Guy Ritchie var. Kısacası hafif biskolata erkeklerinin maceralı versiyonu gibi olsa da bu reklamın don satışlarında artışa neden olacağı şimdiden söylenebilir. İlgilinize...


                                                                                                                                                   
Fotoğraf: Facebook

IF ISTANBUL 2013


    
         Türkiye'de gerçekleşen bence en önemli sinema etkinliklerinden biri olan İf İstanbul başlamak üzere. Başladığından bu yana hep ilgimi çeken bilet fiyatları diğer festivallere göre pahalı olsa dahi asla es geçmediğim şahane bir festival. Benim için baharın yaklaştığının habercisi.- Kutlamalar da filmlerle gerçekleşiyor tabi ki. - Sinema salonlarında izleme fırsatı bulamadığımız. Oscar gibi şaşalı filmleri es geçip bir süre Sundance gibi baba festivallerin filmlerini izlemeyi hedef belirleyin kendinize. Elinize kalem kağıt alın ve yaptığınız liste içersinde saymaya başlayın: Portakalı soydum, başucuma koydum...
Ben saydım ve elimde kalanlar aşağıda seçmek çok zor oldu tabi eleme devam ediyor...

BERNİE
HOLY MOTORS
LAURENCE ANYWAYS
MARGARET
NOT FADE AWAY
ON THE ROAD
SEVEN PSYCHOPATHS
WOODY ALLEN A DOCUMANTARY
OKAMİ KODOMO NO AME TO YUKİ
SAFETY NOT GUARANTEED
THE IMPOSTER
INTERIOR - LEATHER BAR
HA SIPPUR SHEL YOSSI
PUSHER

21 Ocak 2013 Pazartesi

AMOUR



Aşkın en doğal halini gördünüz mi hiç?  
Aşk'a başka bir açıdan baktınız mı hiç?
Aşk'ın fedakarlık, fedakarlığın ise rıza olduğunu gördünüz mi hiç?
Aşk'ın kandan gelene bile yolunu ters çevirttiğini duydunuz mu hiç?
Aşk'ın yolunun ölümden geçtiğini bildiniz mi hiç?
Aşk'ı  çaresiz gördünüz mü hiç?



13 Ocak 2013 Pazar

Versace FW13



    Kış koleksiyonlarının tanıtımı devam ediyor Versace'da karşımıza oldukça cesur bir koleksiyonla geldi. Dantel önümüzdeki sezonda erkekleri baya saracak gibi; fakat Versace'da olduğu gibi dantel iç çamaşırı hangi erkek giyer tam kestiremiyorum doğrusu. Hadi diyelim erkekler giymek istedi, kadınlar en büyük kozları olan dantel iç çamaşırlarını erkeklere kaptırıp yatak odasındaki zaferlerini sıradanlaştıracak bu eylemi nasıl boykot eder zamanla göreceğiz anlaşılan :) Pilili pantolonlar hoş geldi sefa getirdi, Versace bi adım ileri taşımış durumu deri pilili pantolonlardan yana kullanmış tercihini. Baskılı ceketler, barok işlemeler, transparanlar derken erkeklerin gittikçe daha cesurlaşan moda sevdaları sınır tanımıyor diyebiliyorum sadece. Yiğitler çıktı meydane hepsi bir birinden....





İzlemek isteyenler için: http://www.versace.com/en/mfw2013/video

12 Ocak 2013 Cumartesi

Kış giderken, Kışa Merhaba: Dolce and Gabbana FW14 & TOPMAN FW13


Biz daha yazı görmeden modaya yön veren markalar FW14 koleksiyonlarını tanıtmaya başladı bile. D&G (sanırım sadece Hıristiyan dünyasını göz önünde bulundurduğu) çoğunlukla dini sembollerin ve resimlerin yer aldığı koleksiyonunu bu akşam tanıttı. Bunun yanı sıra ceketler ve montlarda yer alan işlemeler erkeklerin hayatına dantelden Çin işi dokumaya kadar aslında kadınlara hatta çoğu zaman ev eşyalarına yönlendirilmiş yöntemleri erkek modasına taşıyor. Pilili ve bol pantolonların yer aldığı koleksiyon oldukça başarılı sonuçlar doğuracak gibi. Tam olarak feminen ve maskülen duvarın neresinde durması gerektiğini bilen D&G yeni koleksiyonda da bol kesimleri, feminen dokularla birleştirerek uyum sağlamış. Feminen kısmını hazır giyim göz önünde bulunduru mu bilmiyorum; fakat yüksek bel pilili pantolonları pek çok yerde görmeye hazır olun. Sicilyalılar geliyor...



Topman ise FW13 koleksiyonunu Londra'da tanıttı. Bu kış dikkat çekmeye başlayan ve kışa oldukça yakışan Turuncu ve Bordolar gelecek kış daha fazla karşımıza çıkacağının habercisi gibi sanki. 





30 Aralık 2012 Pazar

SURNAME 2010





          Kukla gösterilerinin ne kadar güzel ve göz kamaştırıcı olabildiğini unutmuşum. Çocukluğumdan kalma anılarda gizlediğim Pinokyo'dan İbişe her tür kuklayı görerek büyümüş biri olarak kuklaları unutmuş olmam affedilir şey değil.  Kağıthane Sadabat sahnesinde yeniden karşılaştım kuklalarla hatta İstanbul'un hallerine de. Benim gibi İstanbul'da doğmuş büyümüş hatta Hacivat-Karagözü bilip, Pinokyo masalını farkı şekillerde okuyup izlemiş, oyuncaklarıyla oynamış biri hatta bir nesil için kaçırılmayacak bir rüya alemiydi diyebilirim. Nasıl oldu da yeni izledim bu oyunu bilmiyorum, ama şu an yeniden izler misin deseler bir saniye bile düşünmem. Muhteşem kostüm, dekor ve usta işi teksti ile adeta büyülendim ben bu oyunda. İsterse hiç bir şey anlatmasın, bana hatırlattığı anılar ve içinde yaşadığım İstanbul'un izlerini taşıması dahi yeterli benim bu oyunu sevmem için. İçimdeki şenliği, İstanbul'un içindeki şenliği; geçmişimiz, günümüzle yaşattığımız şenliğimiz devamlı olsun....











19 Kasım 2012 Pazartesi

En Güzelinden Bir "Fiat 500E"



                  Son zamanlarda artan elektrikli araba  üretmine her geçen gün dahada ısınıyorum. Çevresel, ekonomik özellikleri bir yana bu arabaların kendine özgü bir tarzların var ve ne alaka bende bilmiyorum ama bana çiçek çocukları hatırlatıyorlar. Tabi, bence dünyanın en şahane ve en güzel otomobili olan Fiat 500 bu işe girişince benimde bu yazıyı yazmam şart olup bu haberi aldığım blog'dan bahsetmem  kaçınılmaz hale geldi.  Evet efendim bu şahane araba bir Fiat 500 iştiraki olup adı da Fiat 500E olmuştur. Bu güzelliğe bakıp  hayran olmamak elde değil, biri beni durdursun sarılmak istiyorum....



DN: Fotoğraflar ve haber http://www.motorauthority.com/image/100409479_2014-fiat-500e adresinden alınmıştır.

15 Kasım 2012 Perşembe

Maison Martin Margiela For H&M


H&M 'in Maison Martin Margiela tasarım özel koleksiyonundan benim seçtiklerim.



DN: Ürün fotoğrafları ve fiyat bilgisi H&M Türkiye sitesinden alınmıştır. Koleksiyon sadece İstinye Park Mağazasında satılmaktadır.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Yorgan Altı Şarkıları


          
                                                                        
          Nereden çıktı bu konu hakkında yazmak bilmiyorum; fakat benim gibi bir sürü insan olduğundan eminim . Bazen hiç dinlemediğin hatta yaptığı işlerden hiç haz etmediğin birinin, bir şarkısı seni o kadar etkiler ki tek yapabildiğin gizli gizli dinlemektir. Bazen kendine yakıştıramazsın, bazen arkadaşlarının dillerine malzeme olmaktan çekinirsin. İşte yalnız kaldığın zamanlarda dinlediğin o şarkılarla aslında bir noktada birleşiyorsundur, her şey bunu kabul etmekle başlar önce. Bundan sonrası yalan dolan.  Eğer bütün arkadaşlarınızın Pink Floyd dinleyip dolandıkları, Rolling Stones dinleyerek uyuya kaldıkları bir dünya düşlüyorsanız işte bu koca bir aldatmaca demektir. Bu topraklar Zülfü Livaneli ile bağıra bağıra şarkı söyleyenlerin aynı şarkıyı İbrahim Tatlıses'ten duyunca burun kıvırmalarına çok rastladı. Yöresel ve yerel müziği bilmeden diğer müzikleri anlamaya çalışıyorsak geride yarım bıraktığımız bir şeyler sizce de yok mudur? Üniversiteye başlayana kadar türkçe şarkı dahi dinlemeyen ben teyzemin söylediğine göre 5 yaşındayken İbrahim Tatlıses filmleri izliyormuşum. İşte benim bilinç altımda yatan sevdiğim ama sevdiğimi söylemekten utandığım şarkılar. 






DN: Ayrıca meyhaneye gidip göbek atmayı da hiç sevmiyorum o ne ya! Dertlenelim güzelleşelim...

10 Kasım 2012 Cumartesi

LOMOGRAPHY ZAMANI

             
             
                 Dijital fotoğraf makineleri, cep telefonları yok efendim Instagramlar , filitreler derken ortalık fotoğrafçı kaynamaya başladı. Bence fotoğrafçı olmak istiyorsan, fotoğraf filme çekilecek arkadaşım. Tabi bu durumda yok ya biz de enayiydik, artık dünyadaki pek çok ünlü fotoğrafçı bile dijital kullanıyor günaydın arkadaşım diyebilirsiniz. Haklısınız da bir şey diyemem. Ama fotoğrafın sürpriz olması da ayrı bir keyif değil miydi? Herkes fotoğrafların tab ettirilip eve geldiği dakika heyecanla başına üşüşmez miydi? Şimdi beğenilerimiz bile 5sn içinde gerçekleşiyor. Gördün, beğene bas, bekleme yapma geç! Yaşlılar gibi ah nerde o eski bayramlar geyiğine sarmıyorum. Size söylemek istediğim bir tane de filmli bir makineye sahip olsanız, sadece özel anlarda kullansanız ve bu makine sizi her seferinde şaşırtsa fena mı olur?




              Bir kaç yıl önce Lomography diye bir şey ile tanıştım. İstanbul'da değil mağazasını bulmak satan yer bulmak bile zor oldu. Sonra bana hediye geldi falanda filanda derken, bu sene bir de baktım ki Lomo her yeri sarmış. Tabi benim makinem bozuldu ama siz Instagramla yeni tanışmışken ben Instagram'ı gerçek film kalitesiyle yaşıyordum (şahıs burada havasını atmaktadır: tabi havası birazdan sönecektir). Gerçi o zaman anladım fotoğrafçıların ne kadar zalim ve paragöz olduklarını. Fotoğrafçılık kulübünde iken ben 5 tl verip alıyordum CD içinde fotoğrafları. Ama İstanbul'daki fotoğrafçılar önce filmi bir ton paraya satıp,  ardından yıkamayı bir ton paraya yapmaya başlayınca makinenin fiyatı bile yanlarında ucuz kalmaya başladı. Aklımda vardı bir dükkanım olsa ilk iş köşeye bir film yıkama makinesi koyup bu gençlerin yaşamasına destek olacağım diye. Umarım Lomo mağazası açanlar bunu yapıyordur yoksa bu iş zevkten çok zengin bebesi işi olarak kalır halbuki Lomo orijinal Instagram topluluğudur ve bence bu işten zevk alan herkese hizmet etmelidir. Sanırım, Galata'da bir mağaza mevcut bir de yanlış hatırlamıyorsam Sıraselviler'den Çukurcuma'ya inerken bir mağaza vardı, keyfini çıkarın. 

PROFİL FOTOĞRAFLARI ŞENLENİYOR FESTİVALİ BAŞLASIN!!!


Birini buldum, diğeri muamma benim hayalim olabilir. İyi Eğlenceler...
Lomography Gallery Store Istanbul
Adres: Şahkulu Mah. Serdar-ı Ekrem Sok. No: 5B Beyoğlu Çalışma Saatleri: Pzt - Perş: 11:00 - 19:00; Cum - Paz: 11:00 - 21:00 E-Posta: store.istanbul@lomography.com Telefon: +90 533 039 5370



Fotoğraflar Lomography sitesinden alınmıştır.

8 Kasım 2012 Perşembe

Gökten "The Beetle" düştü!



                Eskiye olan merak her alanda kendini göstermeye devam ediyor. Yok vintage yok retro derken eski sevdası her alanda yeniden canlanmaya başladı. Benim gibi bir eskici delisi için tabi bu durum oldukça zevkli ve keyifli bir şekilde ilerliyor. Eskiyi hatırlatan her şey bende ayrı bir ilgi uyandırıyor. Gerçi bu bir akım haline geldiğine göre etrafta  benden çokça olduğu bir gerçek. Neyse böyle lafı uzatmaktansa sadede gelmek gerek. Fiat 500'ün hayalimde araba hatta ilk görüşte aşık olduğum yegane araba olduğunu çevremdeki herkes bilir. Aşkıma ihanet etmiş olmayayım fakat geçtiğimiz günlerde düzenlenen Autoshow 2012'de Volkswagen'in The Beetle modelini görüp -ben diyim tosbağa siz diyin vosvos- bakakaldım. Tabi ben bakarken yarı çıplak ablaların ortaya fırlayıp arabanın önüne bir sürü hanzonun doluşmasına sebep olmalarına biraz uyuz oldum ama yine de beklemeye değdi. VW 'nin piyasadaki en sağlam arabaları ürettiğini hepimiz biliyoruz fakat pek tarz arabaları olduğunu söylemek zordu. İşte bu noktada The Bettle'lar tarz araba isteyen gençleri kapısında yatıracak derecede başarılı. İç tasarımından, yenilenmiş dış görünümüne kadar The Beetle fazlasıyla ilgi ve sevgi hak eden bir araba olmuş. Hatta bununla da kalmamış yenilenen her arabada olduğu gibi yanında istediğiniz tarzı yaratmanız için pek çok şeçeneği de önünüze sunmuş. Fiyatlara pahalı demek istiyorum, evet çok pahalı hatta gereksiz pahalı ama ülkede bu vergiler oldukça adamlar ne yapsın be kardeşim. Fırsat bulursanız The Beetle'ı  görün tabi beni Fiat 500'e olan aşkımdan vazgeçirecek kadar başarılı olamadı ama içim bi' hoş oldu ne yalan söyleyeyim.

                Ayrıca bu eski arabaların yeni versiyonları madem bu kadar tutuyor bire bir aynısından sınırlı sayıda üretip satışa sunsanıza gençler(Fiat-MİNİ-Volkswagen) belli ki eskiye meraklı büyük bir kesim var meydanda.

                Söylemeden geçemeyeceğim sırada bence Citroen olmalı ve 2CV modelini yenileyerek piyasaya sunmalı, sizce de zamanı gelmedi mi?

http://binekarac.vw.com.tr/the-beetle-main.aspx

7 Kasım 2012 Çarşamba

BORSALİNO


       Hiç canlı görmediğim; fakat Türkiye'ye gelse keşke dediğim markalardan biri de Borsalino. Bu İtayan şapkacı kökleri 1857 yılına dayanan en eski şapkacılardan biri. Dünya modasına yön veren İtalyan kardeşlerimizden böyle bir markanın çıkmış olması şaşırtıcı değil. Keşke bizde böyle markalar çıkarabilsek değil mi?

      Son dönemde markaların şapka koleksiyonuna ağırlık vermesiyle, aslında uzun zamandır unutulan erkeklerin belki de ne önemli aksesuarı şapkalar yeniden sokaklarda sıklıkla görülür olmaya başladı. Zamanında anayasaya bile girmiş olan şapkalardan ne ara vazgeçtik bilmiyorum ve açıkçası bilmekte istemiyorum. Geri dönüyorlar ya bu bile beni mutlu etmeye yetiyor. Çünkü benim gözümde saat takmak neyse şapka takmakta o. Bir erkeğin kullanabileceği en karizmatik aksesuar. Tabi küçük şapkacıların hayatta kalması artık pek mümkün değil. HM gibi 5TL ye gayet şık şapkaların bulunabildiği bir ortamda ben pek gözümde canlandıramıyorum böyle bir olasılığı, ha ama umarım olur o ayrı. Bizim ülkemizde zenginler için kalite veya moda sadece markalardan ibaret olduğu için el yapımı şapkalara pek itibar etmeyeceklerdir. Bu durumda bize özgü bir kayıp malesef. Neyse biz üretemesek dahi bari üretenleri takdir edelim değil mi? Bu noktada devreye Borsalino giriyor eminim ki büyük marka toplama mağazalarında bu marka şapkalara rasltamak mümkündür; fakat ben hiç görmedim. İşin açıkçası italya'ya gittiğimde de göremedim Borsalino'yu çünkü aklıma alışveriş gelmedi. Bilmeyenler için sunmayı ve tanıtmayı bir borç bilirim. Gitmesem de, görmesem de o şapkacı hayalimdeki şapkacıdır. Tanıyın, farkında olun yeter.


D.N: Fotoğraflar Borsalino'nun kendi sitesinden alınmıştır.


TOPMAN ROCKS



Türkiye'ye gelmiş ve nedense bir kaç mağaza ile sınırlı kalmış "Topman" gözden kaçırılmayacak kadar değerli bir marka. eğer olurda yılbaşı ikramiyesi bana çıkarsa ülke çapındaki haklarını satın alıp hak ettiği büyümeyi sağlamayı planladığım ilk marka demem de doğru olacaktır. Ülke sınırları içeriside cesur diye hitap edilecek tarzı olsa dahi yeniliklere açıksanız modanın sofrasından hem uygun hem lezzetli bir parça almak için bundan daha iyi bir seçim olmaz. Ruhu olan bir marka görmek isteyenler Topman'in kapıları sizleri bekler. Korkmanıza gerek yok, öncüler her zaman kazanır...
ROCK

yeni parfüm reklamı

6 Kasım 2012 Salı

Serra Yılmaz sevilmez mi hiç!




Sevdiğim şeyleri anlatacaksam eğer sevdiğim kişileri buradan eksik etmemem gerektiğini düşünüyorum. Ve evet sevdiğim kişilerin başında gelen kişilerden biri Serra Yılmaz. Hepiniz gibi bende Serra Yılmaz ile Ferzan Özpetek filmlerinde tanıştım ya da öyle sanıyordum desem daha doğru olacak. Çünkü Serra Yılmaz çok daha fazlası o Şekerpare, Anayurt Oteli, Tersine Dünya gibi filmlerin usta oyuncusu. Oyunculuğu hakkında övgüler yağdırmak isterim fakat buna pek ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Filmografisine ve dünya çapında ürettiği başarılı işleri inceleyerek bunun farkına varabilirsiniz. Eğer hala tanışmadıysanız buradan http://www.imdb.com/name/nm0948012/ bütün filmlerini sırayla izlemenizi tavsiye ederim. İzledikçe sevecek, sevdikçe daha fazlasını isteyeceksiniz ve bir gün sizde benim gibi bir sonraki filmini izlemek için sabırsızlıkla bekleyeceksiniz ya da keşke Ferzan Özpetek ile yeni bir film daha yapsalar diye umut edeceksiniz. 



  İnsanların asıl bilmesini istediğim şey benim tanıdığım Serra Yılmaz'ın ne kadar şahane bir insan olduğu. Geçenlerde Facebook duvarıma düşen bir kötüleme yazısı gördüm ve şoka girdim. Sonra  bu insanlar dinlemeyi ne zaman öğrenecekler yine ne oldu acaba diye kendi kendime düşündüm. Serra Yılmaz'ın savunmasını yapmak bana düşmez ama benim gözümle görmenizi sağlarsam ne mutlu bana. Bir kaç yıl önce Yüksek lisans yaparken satış danışmanlığı yaptığım bir mağazada tanıştım kendisiyle o kadar güler yüzlü o kadar sıcak kanlıydı ki bütün ekip olarak herkes bayılmıştı kendisine. Sonra tezimi Anayurt Oteli üzerine hazırlayacağım kesinleştiğinde Serra hanım ile bir kez daha karşılaştım ve tezim için benimle röportaj yapıp yapamayacağımı sordum, bir saniye bile düşünmedi . O kadar sıcak kanlı ve samimi bir insan ki, bana yurt dışına çıkıyorum dönüşte haberleşelim dedi. Havalimanından iner inmez beni aradı ve röportaj yapmak için aynı güne saat verdi. Şimdi anlatınca bu size ne var canım bunda gibi gelebilir. Fakat bunun ne kadar önemli bir şey olduğunu tez dönemi üniversite hocaları dahi sizi aylarca süründürüp çok yoğunum diyip başından savdığında anlayabilirsiniz ancak.  Ki bunu yapan kişinin ne kadar yoğun çalıştığını tahmin bile edemezsiniz. Dinleme süresinden kısıp, benim ödevim için zaman ayırmıştı bu bence büyük bir olaydı. Bu anlattığın Serra yılmazın sıcak kanlı, mütevazi tavrının sadece küçük bir örneği.  Serra Yılmaz'ı sevmek zorunda değilsiniz ama onun kocaman bir kalbi olduğunu görmezden gelmek nankörlük olacaktır.( Ey Serra Yılmaz'ı kötüleyenler kalbinizin üstüne örttüğünüz örtüyü kaldırdığınız gün siz de onun  alçak gönüllüğüne biraz yaklaşabilirsiniz belki.)  Ve kısacası böyle bir insanla tanışmış olduğum için buradan hayata teşekkür etmeyi bir borç biliyorum diyerek bitireceğim yoksa sayfalarca yazabilirim. Serra Yılmaz sevilmez mi hiç?

(Fotoğrafları internetten buldum sanırım bir tanesi Mehmet Turgut ama diğerlerini bilmiyorum bilen varsa yazsın belirtmeden geçmeyelim.)




(Tez dönemimde beni evinde ağırlayan usta sanatçı Macit Koper'i de unutmamak gerekir tabi ki)

31 Ekim 2012 Çarşamba

FERZAN ÖZPETEK VE ŞARKILAR




En sevdiğim Türk yönetmen Ferzan Özpetek, aynı zamanda en sevdiğim kültüre sahip ülkenin de yönetmeni.  İtalyan-Türk karışımı olmaktan gelen kültürel birleşimin belki de bugüne kadar ortaya çıkan en şahane örneği "Ferzan Özpetek Filmleri" dir. Aslına bakarsanız Filmlerin her birini göz önüne alıp tek tek övgüye boğar ve altına imza atarım; fakat benim burada dikkat çekmek istediğim şey bu filmlerin şahane müzikleri. Henüz görmedim ki bir Ferzan Özpetek film müziği sıradan olsun. Eski İtalyanca şarkılardan, ruhun en iyi aynası Sezen Aksu'ya kadar filmleri devleştiren şarkılardan bahsedeceğim size.  Yıllar önce, ergenlik yıllarımda, yabancı şarkılara ilgi duyduğum zamanlarda: Bir film izledim düşüncelerim değişti diyenler vardır ya işte ben onlardanım. Türkçe şarkıları ender dinleyen ben o dönemlerde kolay kolay  karşıma çıkmayacak bir şarkı ile tanıştım: "Bu Akşam Bütün Meyhanelerini Dolaştım İstanbul'un". O zamanlar farkında değildim belki ama şu anda en çok sevdiğim sanat müziği parçalarından birini Hamam filmi sayesinde keşfetmiş oldum böylece. Tabi bu keşifler sadece Türk müziği ile sınırlı kalmadı. Gracias a la Vida , Historia De Un Amor, Ma Che Freddo Fa, Una Notte A Napoli ve aklıma gelmeyen pek çok klasikleşmiş şarkıyı yine en sevdiğim yönetmen sayesinde tanımış oldum. Bütün bu şarkıların en önemli özelliği bence dünyanın neresinde olursanız olun tek bir kelimesini anlamasanız dahi hissediyor olmanız. Bu şarkılar söylemekle yetinmez, size hissettirir. Bir Ferzan Özpetek filmini izlemek aslında size farkında olmadığınız güzellikte şarkıların ve müziklerin bulunduğu gizli kalmış bir mabedin kapısının sunulması gibidir. Kapıyı açmakta, açmamakta size kalmış. Ama sözlerimi yanlış anlayıp  nostalji her zaman satarın arkasına saklanmış kolaycıların filmlerinden sanmayın.  Due Destini, Gocce Di Memoria, Kutlama, Birdenbire,  50 Milla gibi şarkılar bu filmler için yapılmış muhteşem çalışmalardır. Ve her biri gözden kaçmayacak kadar değerlidir. Kısacası Ferzan Özpetek filmleri sadece izlemek yetmez. Filmleri dinleyin, eminim sizde benim gibi hissedeceksiniz...




























3 Ekim 2012 Çarşamba

" To Rome With Love "

ROMA'YA SEVGİLERLE


Roma ah Roma. Roma'ya Sevgilerle filmini sabırsızlıkla beklemenin en büyük sebebi; Woody Allen yönetmenmiş, Barselona Barselona çok güzel filmmiş yok efendim Paris'te Bir Geceyarısı'ndan sonraki film için heyecanlanıyormuşum yalan dolan. Beni heyecanlandıran şey en büyük sebep Roma ve Roma'nın ne kadar şahane bir şekilde sunulacağı. Bu hevesle ayaklarım kaba etlerimi okşaya okşaya koştum salona. Filmi beğenen olur, beğenmeyen olur ona bir şey diyemem ama ben aradığımdan fazlasını buldum.Özetle Roma'yı! Film tabii ki sadece Roma'dan ibaret dersem büyük haksızlık etmiş olurum ortada oldukça başarılı zeka ürünü bir komedi filmi var. Her yönüyle bir Woody Allen filmi var sonuçta karşıızda. Woody Allen'nın En iyi filmi demek haksızlık olur; fakat tatmin edici düzeyde bir başarı olduğu kesin.
To Rome With Love 1- Espirilerin beyinle yapılması.
To Rome With Love 2- Roma'yı gezmek için 1 haftanın bile az olduğunun farkına varılması.
To Rome With Love 3.Lancia'nın Fiat'tan daha önde olması.
To Rome With Love 4.İç sesin her zaman haklı olması.
To Rome With Love 4,5-Önce seni öldürmek isteselerde, başarının ardından dost olunması.
To Rome With Love 5- Operanın güzel olması.
To Rome With Love 6- Arnavut kaldırımlarını İstanbul'da bozup asfalta dönüştürenlerin Allah'ından bulacak olması.
To Rome With Love 7- Seksi olan her şeyin İtalyan olması.
To Rome With Love 8-Köylünün, şehirliden güzel olması.
To Rome With Love 9-Roma'nın hangi ucundan bakarsan bak eşsiz bir manzarası olması.
To Rome With Love 10- Roma'dan her ayrılışın, mutlaka bir geri dönüşü olması.





18 Eylül 2012 Salı

Pantolon Mevsimi "Cheap&Nice"

            Eskiden erkekler için giyilebilecek sadece bir kaç renk vardı. Neden bir kaç renk? Neden renkli giyinmek sadece kadınlara özgü kabul edilmişti? Gibi bir çok soru var aklımda hala. Aslında hala böyle düşünen kişiler yok değil. Yeni jenerasyon içinde dahi renkli giyinen erkeklere laf atan bir grup kendini fazla erkek sanan bilinçsiz güruh mevcut. Neyse ki markalar bu tabuları birer birer aşıyor ve koleksiyonlarında erkekler için daha fazla renk seçeneğinin olduğu pantolonları satışa sunuyorlar. Pantolonda sadece lacivert, siyah, gri v.b. renkleri tercih etmek zorunda kalan erkekler artık istedikleri renkte pantolon bulabiliyorlar. Gerçi bu konuda en büyük cesareti sanırım Aşk-ı Memnu dizisinde kırmızı pantolon giyerek Kıvanç Tatlıtuğ gösterdi; ardından renkli pantolonlar daha fazla sahnede ki yerini almaya başladı. Ben bu durumu gayet sevdim açıkçası. Erkek adam renkli giyer mi diye mırıldanan sivriler kenara çekilsin devir erkeklerin kendini gösterme devri. H&M'in Türkiye'ye gelmesi şahane oldu giyim kuşama bakış açımız değişti böylece. H&M'in bu erken kış dönemi için satışa sunduğu bazı pantolonlar seçtim, yoksa bu kış cinlerin (kotların) papucu dama mı atılıcak? Yeni sezon açılsın; Pantolonlar çıksın meydane hepsi bir birinden  şahane...

DN: Fotoğraflar H&M'in Türkiye sayfasından alınmıştır.




14 Eylül 2012 Cuma

Altıncı Cadde



        Bilmiyorum nedendir Vintage denen şeyi çok seviyor olmama rağmen 80'ler ve  90'lar arasındaki bir dönemden nefret ediyorum. İğrenç kıyafetler, oldukça kötü tasarımlı arabalar, birbirinden çirkin hastane ruhu taşıyan binalar, kabuslarımla yarış edecek nitelikteki şarkılar... Kısacası tam tarih belirtememekle birlikte, bir dönem bütün insanların büyük bir histeri salgınına yakalandığını düşünüyorum. Tabi geçmiş peşimizi bırakmadığı gibi zevksizliğini de birlikte sürükleyebiliyor. Büyük oradan iyileşme gösterse de, estetik yoksunu durumlar günümüzde hala devam ediyor  bkz.Galata köprüsü altındaki ne idiğü belli olmayan kafe-bar konseptler. Seri üretimin  tüm zevksizliğine rağmen farklı olanı sunan bir site ile karşılaşınca ne yalan söyleyeyim heyecanlandım. Altıncı cadde, fark yaratmak isteyen, birbirinden estetik ürünler sunuyor. Her evde artık karşımıza çıkan çek-yat, baza, fiskos masası ve sehpa gibi çirkin eşyalar için kaliteli alternatifler sunan oldukça başarılı bir site. Fiyatlar biraz hayal kırıklığı olsa dahi İkea tek tipçiliğinden kurtulmak için bir fırsat niteliği taşıdığı su götürmez bir gerçek. Evinizi içinden 3 ev çıkacak şekilde eşyayla dolduracağınıza, aynı bütçeyle tek ev ama daha şık bir ev ortaya çıkarmanız mümkün. Piyasada eksikliği hissedilen bir boşluğu dolduracağına inandığım Altıncı Cadde'yi tavsiye etmekten mutluluk duyarım. 

DN: Resimler Altıncı Cadde'den alıntıdır.

Yeni Bakış Yeni Gözlükler


       Bundan 21 yıl önce doktor gözlük takmam gerektiğini söylediğinde "dört göz olacağım" diye ağlamaya başladım. O saçma sapan an hala hafızamda. Çünkü çocukların yetişkinlerden daha acımasız olduğunun farkındaydım ve dört göz olmaktan çok bana dört göz diyecekleri için ağlıyordum. Aradan yıllar geçti ve gözlüğüm benim ayrılmaz bir parçam oldu, özetle zorunluluktan güzel bir aşk doğdu. Birbirimizden hiç ayrılmıyoruz. Hatta son zamanlarda  gözlük artık "cool" kabul edilen bir aksesuar. Sağlıklı olanlar bile numarasız cam olan gözlükler takmaya başladı bkz. Hipster. Peki gözlük ne zaman çirkin, ne zaman güzel kabul edilmeye başlandı? İnanın bu sorunun cevabını bende bilmiyorum. Eminim ki hala gözlüğü çirkin bulanlar vardır. Eminim ki hala kendisine dört göz denilince üzülen çocuklar da vardır; fakat ben artık onlardan biri değilim. Öncelikle resimlerini gördüğünüz   güzel şeylere çirkin demek bana göre vicdansızlık. Ve yine bana göre dört göz yoktur, yanlış seçim vardır. işi uzmanına bırakmak gerekirse
bu link seçimlerinizde yardımcı olacaktır ama bence en iyi gözlük gözlükçü de bulunur. Tabi paragöz,  her taktığın gözlüğe çok yakıştı diyen, elindeki modellerden 5 tanesini gösterip hepsi bu diyen, en pahalı olanı seçip bence bunu almalısınız diye ısrar eden, ilk önce değerinin üç katı fiyat söyleyip ısrar ettikçe fiyatı düşüren iğrenç gözlükçülerle uğraşmayı göze almanız gerek. Ben kendi beğendiklerimi seçtim , fotoğrafları bu yazının yakınlarında olmalı. Sizde ne istediğinizi bilirseniz, eminim gözlüğünüz sizin en sevdiğiniz aksesuarınız olacak. Ha bu arada en son aldığım gözlüğe ilk önce herkes iğrenç dedi; şimdi ise çok güzelmiş diyor. Unutmamak gerek güzellik daima değişen bir algı, en doğru kılavuz yine kendinizsiniz.


DN: Gözlükler gerçek hayatta değişiklik gösterebilir, aldanmayınız...